Girişimci adaylarının yaşadığı en büyük sorunlardan birisi; fikirlere gereğinden fazla önem vermeleri. Bazen öyle bir noktaya geliniyor ki; fikir üretme aşamasının bir girişim için en değerli süreç olduğu düşünülüyor. Aslında böyle değil. Fikir üretmek önemli bir süreç olabilir fakat yabancı dil bilmek, bir programlama dili bilmek ya da başka herhangi bir yetkinlik başlı başına fikir üretmekten daha değerli. Örneğin, iyi bir organizasyon yönetiminiz vardır ve ekibi çok iyi yöneten yenilikçi fikirler üretiyorsunuzdur, söylemek istediğim bu değil. Çünkü bu bir yetkinlik ve özellikle liderlik için olmazsa olmazdır. Benim değinmek istediğim nokta; bir girişimin fikri.

Bu video serisinde yapmak istediğimiz ise; farklı fikirler anlatıp bu sayede fikrin gizli kalması gereken bir şey olmadığını hissettirebilmek. Buradaki fikirleri birlikte geliştirip hep beraber daha iyiye ulaşmak istiyoruz. Bu kapsamda ilk bölümde ele alacağımız proje fikri ise market fişlerinin dijitalleşmesi. Şöyle bir durum var; marketlere gittiğimizde bir şeyler alıyoruz ve işlemin sonunda kasiyer bize bir fiş veriyor. Üstelik kredi kartıyla ödersek bir de market fişinin haricinde kredi kartının fişini alıyoruz. Bu fişlerin hepsi hem masraf hem de israf. İşte sizler bu konuda iyi bir ölçeklendirme yaparak bu sorunu fintech projesi olarak hayata geçirebilirsiniz. Müşteriyi ikna etmek için de onlara bir takım avantajlar sunarak dengeli bir ekosistem oluşturmanız mümkün. Böylece onlar da QR kod kullanım gibi alışkanlıklara da adapte olarak size getiri sağlayabilirler.

Peki süreç nasıl ilerleyecek? Örneğin, elinizde bir teknoloji var. Markete gidip bir şeyler aldım ve çıkarken kartla ödemek yerine bu uygulama sayesinde QR kodla ödeyeceğim ya da normal kartla ödeyip fişini QR kodla telefona okutacağım. Buradaki detaylar, uygulamayı geliştiren firmanın bankalarla yapacağı işbirliğine bağlı olarak değişebilir. Bu kısımdan daha önemli olan; fişlerin ortadan kalkacak olması. Bu noktada müşterinin şöyle bir endişesi olabilir: “Bu uygulama benim hangi marketten ne aldığımı detaylı bir şekilde görecek, ben bir uygulamaya bu kadar bilgi vermek istemiyorum.”  Aslında zaten bankalar size ait bu verileri biliyor dolayısıyla çok gizli bilgiler değil, öte yandan böyle bir uygulamanın hayata geçmesi için elbette BDDK’nın bir takım kurallarına da uymak zorunda dolayısıyla belli proseslerden geçerek bir noktaya gelmiş bir uygulamadan bahsedeceğiz. Bu sebeple markaların bu önyargıyı da kırması çok zor olmayacaktır fakat müşteriye gerçekten bir marka vaadi sunmak zorundalar. Bunu yapmanın en pratik yolu ise win-win anlayışı. Örneğin, bir fişin kağıt maliyeti 15 kuruş diyelim. Siz buradan elde edeceğiniz kârın %25-30’unu müşteriyle paylaşırsanız sizi kabul edebilir. O paralar uygulama içinde birikir ve ay sonunda belki birkaç ürününü uygulama üzerinden bedavaya alabilir. Market alışverişlerinin çok hızlı bir işlem hacminin olduğunu düşünürsek hem müşteri hem de uygulama sahibi için değerli bir Pazar olduğunu söyleyebiliriz.

Öte yandan böyle bir proje çevre ekonomisine de katkı sağlayacaktır ve günümüzde böyle idealist bakış açılarına da sahip olan uygulamalar çok daha popüler ve gelecek vaat ediyor. Ayrıca bankaların fintech konusunda iştahı da yüksek. Pek çok banka, portföylerini genişletmek için fintech tabanlı ve/veya (kendi iş modellerine uyması koşuluyla) çevreci projelere yatırım yapıyor; sizler bu ikisini birleştirdiğiniz böyle bir girişim ile ön plana çıkabilirsiniz.

No responses yet

Payeplon'a Abone Olarak Güncel Yazılarımızdan Haberdar Olabilirsiniz:

%d blogcu bunu beğendi: