google.com, pub-4233333229036275, DIRECT, f08c47fec0942fa0
Uluslararası İlişkiler İİBF

Şinzo Abe (Abenomics) Sonrası Japon Ekonomisi ve Siyaseti Nasıl Şekillenecek?

İlk olarak 2006’da Başbakanlık koltuğuna oturan Şinzo Abe, bir yılın sonunda sağlık sorunları nedeniyle istifa etmişti. 2012 yılının sonlarında tekrardan bu göreve talip olan Abe, yaklaşık 7.5 yılın sonunda ise sağlık sorunları nüksettiği için hem Başbakanlık hem de partisinin genel başkanlığından istifa ettiğini açıkladı. Peki, Abe’nin daha iyi bir Japonya için sistemleştirdiği Abenomics modeli hangi noktaya geldi, nelere çözüm oldu; nelerde eksik kaldı? Sanırım bunu daha iyi anlamak için film şeridini ilk olarak 2012 sonlarına sarmak gerekiyor. O dönemde ülke halen Tōhoku Depremi ve sonrasındaki Fukuşima Nükleer Santral Kazası’nın yaralarını sarmaya çalışıyordu. Abe de bu ortamda piyasaya bol miktarda para sürüp Japon Yeni’ni iyileştiren hamlelerde kısa süreli bir çözüm üretmeye çalıştı. Her ne kadar uzun vadede yapısal reformlarla birlikte farklı çözümler geliştirmeyi düşündüyse de kısa vadede bu gibi çözümlere ihtiyacı vardı.

Nitekim bu kısa vadeli çözümler sonuç verdi ve Japonya’daki işsizlik oranları düşerken diğer endekslerde de olumlu gelişmeler gelmeye devam etti. Ayrıca Çin’in liberalleşme hareketleri de Japonya’ya fayda sağlamıştı. Özellikle de Amerika’yla Çin’in ticaretteki iyileştirme hamleleri, geçiş güzergahında olan Japonya’ya da oldukça yaramıştı. Bunun yanı sıra, Çin’deki zenginleşen kesimin Tokyo’ya gösterdiği yoğun ilgi de turizm açısından Japonya’yı önemli bir noktaya getirdi. Bunlar Abe için ciddi avantajlardı çünkü yapısal reformları uygulamak için uygun zemini hazırlıyordu. Abe’nin bu süreçte öncelik verdiği bir diğer konu başlığı ise devlet teşvikleri ve harcamalarıydı. Nitekim 2020 Tokyo Olimpiyatları için harcadığı efor da bu anlayışın bir tezahürü. Fakat bu süreçte Abe’nin en büyük handikapı, hiçbir zaman radikal kararlar alamaması oldu, bunda biraz da ekonominin kırılganlığı etkili tabi. Örneğin, Çin’in Amerika’yla sürekli gelgitli diplomasi sürdürmesi Japonya’nın da bundan etkilenmesine neden olmakta. İç piyasada da sürdürülebilir bir model oluşturulamadığı için Abe hiçbir zaman hayalindeki o yapısal reform zeminini oluşturamadı. Bu da ekonominin durağanlaşmasına ve yeni hikayelere ihtiyaç duyulmasına neden oldu.

Abe için bu hikaye olimpiyatlardı. Bu nedenle de son iki yıldır tesisleşme, çalışan ve pazarlama açısından hiçbir maliyetten kaçınmadı. Olimpiyatlardan sonra hem normal turizm hem de sportif başarı ve bunun getireceği ekstra sportif turizm gelirlerinin ülkenin 2020’lerdeki hikayesini oluşturabileceğini düşünüyordu. Burada da devreye COVID-19 girdi ve Abe’nin bütün planları yerle yeksan oldu. Yeni bir hikaye şöyle dursun, iç tüketim de minimuma inince ülkedeki çıkmaz daha da büyük bir sarmal halini aldı. Tüm bunlar, Abe’nin (zaten belli periyotlarla nükseden) sağlık sorunlarını iyice ayyuka çıkardı ve istifaya giden süreci de hazırlamış oldu. Abe’nin ardından Başbakanlık makamına gelen kişi ise Abe’nin sağ kolu olan Parti Genel Sekreter’i Yoshihide Suga oldu. Muhtemelen Suga da bu koşullarda yapısal reformları kısa vadede hayata geçiremeyecektir. Kendisinden beklenen, gelecek seçimlere kadar gemiyi limana sağ salim yanaştırması. Bu noktada Abenomics politikasını sürdürerek amacına ulaşabilir. Önümüzdeki yıl da olimpiyatlar beklenen etkiyi gösterirse kendisine, Abe’nin ihtiyaç duyduğu zemini hazırlama ihtimali var. Dış politika açısından ise Japonya’yı bir başka büyük problem bekliyor. Çin ve Amerika arasındaki anlaşmazlıklar bu kadar ayyuka çıkarken Japonya da kendisini gittikçe bir noktada konumlandırmak zorunda hissediyor. Her ne kadar Japonya Batılaşma konusunda önemli bir Asya ülkesi olsa da geleceğin dünyasının Asya’da şekillendiğini düşünürsek Çin’le birlikte bölgenin süper güç olması için bir işbirliği de gelebilir. Amerikan şirketlerini elemine edip kendi içlerinde Tencent-Alibaba-Toyota gibi eksenlerden oluşan bir birlik oluşturabilirler. Tabi böyle bir birliğin güçlü mesajlar vermesi için Güney Kore’ye de ihtiyaç duyacaklar. Bunun çözümü de Japonya’nın güçlü bir hikaye yazabilmesi. Çin bunu yapmaya başladı, Japonya’nın kısa vadede yapabilmesi de büyük oranda Suga’ya bağlı.

%d blogcu bunu beğendi: