google.com, pub-4233333229036275, DIRECT, f08c47fec0942fa0
Genel

Algoritmalar Ülkelerin ve Toplumların Geleceğini Nasıl Etkileyecek?

Tarihin kronolojik akışına bakarsanız, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki süreçte büyük devletlerin artık bifiil savaşmayı istemediğini görebilirsiniz. Bunun yerine küçük devletleri/toplulukları kullanarak ilerlemeyi tercih ettiler. Şu anda ise dijitaldeki gelişmelerle birlikte artık bu da büyük devletler için gereksiz gelmeye başladı. Çünkü küçük topluluklar her zaman sizin istekleriniz doğrultusunda ilerlemeyebiliyor. Oysa ki algoritmalar tamamen size bağlı, sizin kontrolünüzde ilerleyen bir güç. Hatta zaman zaman sizin öngöremediklerinizi dahi size sunabiliyor. Üstelik çöpe gidecek olan devasa yatırımlar yapmanıza da gerek yok. Kabul ediyorum, o çapta algoritmalar kurmak için de büyük paralar harcamanız gerekecek fakat şu anda dünyanın başka ülkesindeki bir topluluğu finanse etmenin maliyetlerine bakarsak hiçbir şey değil.

Peki büyük devletler bunu nasıl yapacak? Bunun en kolay yolu, sosyal medya başta olmak üzere dijitaldeki akışı takip ve kontrol etmek. Bunu basit bir “dış güçler bizi yönetmeye çalışıyor” çığırtkanlığı gibi algılamanızı istemem, çünkü algoritmalar bunun çok daha ötesinde bir işleve sahip. Buradaki temel amaç; bizim ne düşündüğümüzü, istediğimizi, beklediğimizi bilmek. Şirketler bunu kendi ürünlerini daha iyi tanıtmak için kullanırken hükümetler de kişiselleştirilmiş farklı politikaları ön plana çıkartabiliyor. Örneğin, siz Twitter’da genel olarak mülteci olaylarıyla ilgili yanlış strateji izlendiğini belirten twitler atıyorsunuz. Seçimlere girecek olan X Partisi de Twitter’dan sizin bu verinizi çekip, size mülteci olaylarıyla ilgili vaatleri ön plana çıkartıyor. Ya da işin uluslar arası boyutunu düşünelim. Siz, son günlerde Ayasofya’nın camiye dönüşmesini eleştiren twitleri ele alalım. Ortadoğu bölgesinde de yayın yapan global bir haber sitesi, bölgedeki ülkelerin trendlerini gördüğünde bu konudaki verileri çıkartabiliyor. Sonra kısa bir veri madenciliği yoluyla eleştirilerin neye dayandığını, bu eleştirilere karşı tarafın nasıl bir argüman sunduğunu da anlayabiliyor. Sonrasında da bu konuda tanınmış köşe yazarlarından birine kışkırtıcı bir İngilizce köşe yazısı yazdırıp sizin zaman tünelinize çıkartabiliyor. Sonuçta biliyorsunuz, Twitter’daki zaman tüneli sizin isteğinize değil Twitter’ın algoritmalarına göre oluşturuluyor. İşte bunun amaçlarından biri de bu. O köşe yazısı örneğinde de Twitter bunu kısa sürede pek çok kişinin zaman tünelinde göstererek yayabiliyor. “Bakın işte uluslararası arenada da rezil olduk” temalı paylaşımlar yapılırken bundan hem Twitter besleniyor (sonuçta bu twitlerin paylaşılması ve okunması, orada geçirdiğiniz zamanı ciddi şekilde artırmakta) hem de o haber sitesi basit bir haber sitesi olmanın ötesine geçecek kozu yakalıyor.

Yukarıdaki örnek, başka ülkelerin içsel olaylarına karışmak için yapılabilecek en basit örneklerden biriydi fakat bu durum, mevcut algoritmaların gücünün sadece %1’ini oluşturuyor. Spotify’da dinlediğiniz şarkı ve podcastler, Instagram’da beğendiğiniz ya da keşfette tıkladığınız fotoğraflar, Youtube’da izlediğiniz videolar, Onedio’da okuduğunuz haberler, Bundle’da takip ettiğiniz portallar ve daha niceleri.. Hepsi, sizin kim olduğunuzu ve ne yapmak istediğinizi belirten noktaların her birini oluşturuyor. Açıkçası buna yapacağınız pek bir şey yok, bize sunulan bu hizmetleri ücretsiz ya da cüzi ücretlerle kullanarak bir şeylerden feda etmek zorundayız; nitekim bu fedakarlığı verilerimizden ediyoruz. Uluslararası İlişkiler, Sosyoloji ya da Bilgisayar Mühendisliği/Programcılığı okuyan biri için şirketlerin ve ülkelerin bu konudaki çalışmaları iyi birer ihtisas alanı olabilir; diğer okuyucularımız için de takip etmesi ve tartışması keyifli bir entelektüel alan olduğunu söyleyebilirim.

%d blogcu bunu beğendi: