google.com, pub-4233333229036275, DIRECT, f08c47fec0942fa0
Genel

Uluslararası İlişkiler ve Doğalgaz Ticaretinin Geleceği: Türkakım & EastMed

Son dönemde haberleri takip ettiyseniz Doğu Akdeniz’deki gelişmelerin gündemdeki yerini biliyorsunuzdur. Son olarak Libya’yla yapılan mutabakatla birlikte artık bu konunun Türkiye için olmazsa olmaz bir boyuta geldiğini görmüş olduk. Nitekim geçtiğimiz hafta duyurulan TürkAkım projesi de aslında bunun bir yansıması. Türkiye ile Rusya’nın birlikte yürütttüğü bu proje, Doğu Akdeniz’deki doğalgazın birlikte çıkarılması ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasını amaçlıyor. Bu projenin Türkiye için artısı, en büyük gider kalemlerinden biri olan doğalgazda ciddi bir maddi iyileşme olacak ve dışa bağımlılık azalacak. Rusya’nın buradaki kazancı ise, Gazprom şirketi sayesinde sadece know-how gücünü kullanarak neredeyse sıfır maliyetle doğalgaz satışı yapmış olacak. Öte yandan Doğu Akdeniz’de doğalgaz konusunda başka bir oluşum daha var: EastMed. Yunanistan’ın başını çektiği bu projede ise Kıbrıs, İsrail ve Fransa bulunuyor. Ayrıca Mısır ve İtalya da dışarıdan destek vermekte. Aslında Libya’yla anlaşmamız da bunun bir sonucu. Özellikle Mısır ve İtalya gibi bölgeye komşu ülkelerden sonra TürkAkım projesinde de bir ittifak arayışı başladı. Bölgeye olan sınırı ve iç karışıklıkları da Türkiye’nin “abi” rolü üstlenerek Libya’ya el uzatmasına sebep oldu.

Bu noktada iki proje arasındaki artılara ve eksilere bakarsak; teknik açıdan avantajlı olduğumuzu söyleyebiliriz. Özellikle de Gazprom, doğalgaz üretimi ve çıkartılması konusunda bize ciddi katkı yapacaktır fakat diplomasi açısından EastMed çok ciddi bir avantaja sahip. Çünkü Türkiye ve Rusya, Avrupalının gözünde en “anti-hero” iki karakter. Bu nedenle EastMed, yayılma açısından da önümüzde bir engel oluşturuyor. Örneğin; ilerleyen dönemde bu dezavantajımızı kullanıp İspanya’yı da yanlarına çekerek doğalgaz ticaretinin rotasını Avrupa’dan Güney Amerika’ya genişletebilirler. Bunun önüne geçmek için yapmamız gereken ise, pragmatizme dayalı bir dış politika anlayışı geliştirmek. “Dostum Libya, kardeşim Libya” stratejisiyle (!) maalesef böylesine önemli bir süreci yönetemeyiz. Ortaya net bir bilanço koymalı ve kapısını çalacağımız paydaşları da bu bilançoya dahil edebilmeliyiz. Çünkü bölgedeki ikili kutup her geçen gün daha da derinleşiyor ve ülkeler birer birer taraflarını belirliyorlar. Üstelik bunların bazılarında diplomatik açıdan 1-0 geride başlıyoruz. (Bkz. Malta ve Cezayir’in, diplomatik açıdan EastMed üyesi Fransa ve İtalya ile ortak kararlar verme eğilimi) Bu nedenle bulunduğumuz konumu, ülkelerin beklentilerini ve bizim sunabileceklerimizi kapsamlı şekilde düşünüp olayı üç boyutlu haliyle ele almalıyız.

Bu gelişmeler, Uluslararası İlişkiler ve Uluslararası Ticaret bölümündekiler için de ekstra önem taşıyor. Örneğin, dünyanın kutuplaşma sürecinde bu olaylar çok büyük bir role sahip. Think-thank kuruluşlarında ya da diplomasi oluşumlarında bu süreci analiz edebilirsiniz. Öte yandan, ülkelerin bu kriz/rekabet sürecindeki davranışları da ayrı birer vaka analizi olma özelliğine sahip. Dışardan destek verip anlaşmalarda çekimser kalan İtalya’nın yaklaşımı ise bu konudaki en iyi örneklerden biri. Uluslararası Ticaret bölümü için önemi ise şöyle; ithalat ve işlerinin gidişatı büyük oranda siyasi ilişkilere bağlı. Örneğin, şu anda Mısır’la aramızda ambargo var, ileride bu kutuplaşmalar artarsa ambargo uygulanan ülkeler artabilir. Bu durum, sadece o ülkelerde ticaretimizi etkilemekle kalmayıp genel olarak ticaret yollarının etkilenmesine de neden olabilir. Bu nedenle djş ticaretle ilgilenen biriyseniz sizin için de diplomasiyi takip edip resmi gazeteden bu konudaki yeni kararları incelemek büyük önem taşıyor.

%d blogcu bunu beğendi: