Yeni İnsanlarla Tanışırken İyi İletişim Kurmanın Yolu: Hayatındaki Kilometre Taşlarını Sormak

Özellikle ilk kez bir araya gelinen insanlara karşı yaşanan problemlerden biri; karşılıklı ve süreklilik taşıyan bir diyalog başlatamamak. Bunun en temel nedeni ise, elbette iki tarafın henüz birbirini tanımıyor olması. Bu durumda çoğu zaman “ee hobilerin neler?” ya da “neler yapıyorsun?” soruları sorulsa da aslında bunlar çoğu zaman yüzeysel diyaloglara neden oluyor çünkü karşı taraf cevap verdikten sonra konunun ordan akması biraz zor. (Tek istisna olarak, aynı zevklere sahip ve onu konuşmaktan keyif alıyor olmanız gerekir.) Bununla ilgili son yıllarda sıklıkla denediğim ve yüksek başarı yakaladığım rota ise, başlıkta da belirttiğim gibi “hayatın kilometre taşları” sorusunu sormak.

Yaşadığım son örnekten yola çıkarak bu stratejimi somutlaştırabilirim. Geçen hafta nöbetler başladı, ilk nöbette de hiç muhabbetim olmayan biriyle birlikteyim. Ortak noktaları da haliyle bilemiyorum. Konuşmaya direkt kilometre taşları üzerinden başladım ve biraz düşündükten sonra söylemek istediklerini toparlayarak hikayesini anlattı. Arada pek çok detay ilgimi çektiği için sürekli farklı alt başlıklara da değindi ve kendisiyle ilgili bambaşka şeyler öğrenmemi sağladı. Böylece ekstra hiçbir çaba sarf etmeden pek çok şeyi otomotik olarak paylaşmıştık aslında. Ayrıca bu süreç karşı taraf için bambaşka anlamlar da taşıdı. Mesela böyle bir soru üzerine daha önce hiç düşünmediğini ve düşündükten sonra hayatının o kadar da tekdüze olmadığını fark ettiğini söyledi. Bu bile başlı başına çok değerli bir farkındalık ve karşı tarafta ilk iletişimde bırakılan değerli bir iz.

Peki bu sorunun iletişime olan etkisi kişilere bağlı olarak değişir mi? Elbette değişir fakat her halukarda size iletişim kurma becerileri anlamında çok değerli bir avantaj sağlayacaktır. Örneğin, o arkadaşın dışında nöbet tuttuğum diğer arkadaşlarıma da aynı soruyu sordum ve -kendi içinde farklı alt başlıklar oluştursa da- bir şekilde konuşmanın akmasını sağladı. Sebebi ise şu; insanlar, bu tarzlar sorular sayesinde kendilerini önemli hisseder. Bu da içlerindeki ego dürtüsünü (istemli ya da istemsizce) devreye sokar ve sorunuza iyi bir cevap vermek isterler. Üstelik bu ego dürtüsü, karşıdakinden bağımsız olarak sadece kendi içinde yaşanır, böylece size karşı olumsuz bir duygu hissetmez. Aksine, onun meydana çıkmasını sağladığınız için size minnettarlık duyarlar. Bu da aslında iletişimde win-win mantığının bir yansıması.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s