google.com, pub-4233333229036275, DIRECT, f08c47fec0942fa0
Genel

Edvard Munch’ın Hayata Bakışını Yansıtan 5 Tablosu

Kişisel olarak sanatçılarda en çok aradığım nitelik, sanat ürünlerinde kendi duygularını yansıtmaları. Çünkü bu sayede eserlerini daha samimi ve gerçekçi bir zeminde oluşturabiliyorlar. Edvard Munch da bu konuda büyük saygı duyduğum ressamlardan biri. Ekspresyonist (dışa vurumcu) akımın temsilcisi olan Munch, kendi stilini oluşturmadan önce sembolizm ve ekspresyonizm akımlarından da bolca etkilenmiş.* Kişisel olarak Munch’ın eserlerini sevme nedenim de burada başlıyor aslında. Resim tekniği olarak hayatının çeşitli dönemlerinde farklı akımlardan etkilense de vermek istediği bohemlik mesajını hiç değiştirmemiş ve her tablosunda bunu farklı kalıplar içerisinde aktarabilmiş bir ressam. Aşağıda yer alan 6 tablosunda da bu durum net bir şekilde görülmekte:

Çığlık (The Scream)
Sadece Munch’ın değil sanat tarihinin de en ünlü ve pahalı tablolarından biri olan Çığlık; pek çok açıdan ressamını gayet iyi şekilde temsil etmekte. Çocuk yaşta babasını ve iki kardeşini kaybeden Munch, sonraki yıllarda da farklı acılar yaşamaya devam etti. Burada da kendisi acılar yaşamaya devam ederken toplumun yansımasını tıpkı arkadaki iki kişinin sakinliği gibi tasvir etmekte. Bu da aslında “İçe Dönük ve Dışa Dönük Olmak” adlı yazımızda belirttiğimiz gibi, sanatçıların neden içe dönük olduğunda kalıcı eserler yarattığını gösterir nitelikte.

Hasta Odasında Ölüm (Death in the Sickroom)
Bu tablo da Munch için hayatının önemli bir parçası olan “ölüm” kavramını tanıtmakta. Çocuk yaştan itibaren sürekli olarak sevdiklerinin ölümünü gören ressam, eserlerinde bu duygusunu direkt ya da dolaylı olarak yansıtmış durumda.

Kaygı (The Anxiety)
Kaygı, Munch’ın bireysel problemlerini topluma yansıttığı tablolarından birisi. Burada aslında kendi yaşadığı problemleri genele yansıtmış durumda. Tablonun önündeki kadın ve arkadaki erkekler, aslında toplumun genelinde herkesin bir şeyleri kafaya taktığını ve herkesin özünde bir takım problemlerinin olduğunu gösteriyor. Elbette kendi tarzı gereği bunu bohemli bir atmosfer eşliğinde sunmakta.

Hasta Çocuk (The Sick Child)
Hasta Çocuk, Munch’ın direkt olarak kardeşlerini hatırlayarak yaptığı düşünülen tablolarından biri. Bu tabloda kişisel olarak Munch’ı ekstra başarılı bulduğum bir başka yön ise tasvirleri. Genellikle temsil ettiği akımlarda böyle bir alışkanlık olmasa da bu tabloda çocuğun annesinin bakışlarında ambiansı çok iyi bir şekilde gözlemleyebiliyorsunuz. Bu da Munch’ın aslında sanat akımlarının üstünde bir ressam olduğunu gösteriyor.

Yıldızlı Gece (Starry Night)
Bu tabloyu sevme nedenlerimden biri, sanatta bakış açısının ne kadar önemli olduğunu yansıtması. Van Gogh tarafından yapılan ve dünyanın en önemli tablolarından biri olarak kabul edilen “Yıldızlı Gece” adlı resme baktığınızda yıldızların parıltılarıyla etkisini gösterdiği, nispeten olumlu bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Munch ise yıldızlara rağmen bohem bir düzeni, insanların iç dünyalarına çekildiğini yansıtmakta.

%d blogcu bunu beğendi: