google.com, pub-4233333229036275, DIRECT, f08c47fec0942fa0
Genel HOBİLER KARİYER

Sosyal Hayattaki CV’lerimiz: Instagram Profilleri

Geçenlerde kendi hayat muhasebimi yaparken bir şey fark ettim; gönderi çok fazla paylaşmasam da genellikle gittiğim etkinliklerden hikaye atıyorum. Bu öyle bütün etkinliği paylaşmak gibi değil tabi fakat bir şekilde orada olduğumu sosyal medyadan bildirmiş oluyorum. Mayıs ayının hayat muhasebesinde de bunu değerlendirdim, neden bunu yapıyordum? Aklıma ilk başta klasik yanıtlardan olan “gösteriş merakı” geldi fakat paylaştığım şeylerin o kadar ulaşılmaz olmadığını fark ettim. (Bkz. 15 liralık şehir tiyatrosu ya da Spotify ve Netflix’te dikkatimi çekmiş az bilinen şarkı ya da belgeseller) Bu sefer aklıma diğer klişe yanıtlardan olan “cool gözüküp kendime bir statü yüklemek mi istiyorum?” sorusu geldi. Sonrasında bunun da doğru yanıt olmadığını fark ettim çünkü yeri geldiğinde troll hikayeler de paylaştığım oluyor.

Sanırım doğru yanıt, başlıkta da belirttiğim gibi Instagram’ı bir sosyal hayat CV’si olarak görme düşüncesi. Nasıl ki bilinen yabancı dilleri, bilgisayar programlarını ve iş deneyimlerini özgeçmişte belirtiyorsak gidilen konserleri, doğum günü kutlamalarını ya da yakın arkadaşlarımızla olan fotoğrafları da sosyal hayatımızı yansıtmak için paylaşıyoruz. Aslında bir gösteriş çabasından ziyade zorunluluk hissi. Yaptığım gözlemler gösteriyor ki bu durum sadece bende değil, pek çok kişide geçerli.

Bu düşünceyi fark etmemin, özellikle paylaşım yapma konusundaki motivasyonumu bitirdiğini gözlemledim. Mesela geçenlerde gittiğim bir etkinlikte kendimi etkinliğin içine kaptırdım ve hikaye paylaşmadım, sonrasında fark ettim ki esas bu şekilde keyif almışım. O esnada fotoğraf çekip onu düzenlemeye çalışmak benim için keyfimi bölen bir zorunluluktan ibaretmiş. Bu böyle fazla beylik bir laf gibi gelebilir fakat gerçekten insan deneyimlediğinde aradaki farkı daha iyi anlıyor. Tabi burada Payeplon.com’la birlikte artık sosyal medyayı iyiden iyiye bir iş olarak görmemin de etkisi var. Sitede gönderi hazırlayıp onu sosyal medyada paylaşma döngüsü içerisinde, sosyal medya benim için artık tamamen yaptığım şeyleri kitlelere duyurmak için değerlendirmeye çalıştığım bir araç haline geldi. Bu nedenle, eskiden etkinlikte fotoğraf-video çeken birileri eleştirilirken daha liberal kafayla yaklaşıp “boşverin yahu, insanlar nasıl keyif alıyorlarsa o şekilde yaşasınlar etkinlik deneyimlerini” derdim. Aslında ana tema değişmedi, yine insanların daha fazla keyif almasını istiyorum fakat bir etkinlikten çok sayıda fotoğraf çekmenin ya da her yapılan şeyin sosyal medyada yansıtılmasının keyfi azalttığını düşünüyorum. Hissedilen şey keyif değil, “keyifliymiş gibi olma durumu” sadece. Daha sonraki süreçte de, o etkinlikteki anlara galeriden bakmak yerine onları zihnimizde tasvir etmek çok daha farklı bir his yaşamamıza olanak sağlıyor. En azından bendeki etkisinin bu şekilde olduğunu söyleyebilirim.

%d blogcu bunu beğendi: