google.com, pub-4233333229036275, DIRECT, f08c47fec0942fa0
Genel KİŞİSEL GELİŞİM

Kolay Ulaşılabilir Hedeflerle İlerlemek Mi? Yoksa Daha Zorlarına Odaklanmak Mı?

Geçen gün yaptığım hayat muhasebemde üzerine düşündüğüm konulardan biri, başlıkta yer aldığı gibi hedeflerimin içeriğiyle ilgiliydi. Öncelikle şunu söylemeliyim ki, hayatımın çeşitli dönemlerinde iki kategoriyi de deneyimledim. Üniverisiteye giriş sınavı döneminde ve üniversite yıllarında büyük –en azından içerisinde bulunduğum koşullarda büyük sayılabilecek- hedeflere odaklanırken sonraki süreçte ise daha ufak hedeflere öncelik verip onları başardıkça hedeflerin zorluklarını artırma yoluna gittim. İkisinin de kendi içinde artıları ve eksileri olmakla birlikte bu artı ve eksileri belirleyen şey ise karakteristik özellikleriniz ve içerisinde bulunduğunuz psikolojik durumlar oluyor.

İlk olarak lise son sınıfta belirlediğim zorlu hedeften başlayalım. O dönemde bu hedef beni gerçekten motivasyon ve çalışma ritmi olarak çok yukarıya taşımıştı. Üniversiteye giriş sınavında yanlış okula gidip sonrasında kriz yönetimi yapamayınca sınavım kötü geçse de liseyi okuduğum okulun kalitesi (!) ve önceki yıllardaki kötü öğrencilik hayatım itibariyle fena sayılmayacak bir durumdaydım. Bu durum, zorlu hedef belirlemiş olmanın bir getirisiydi. Hedefe ulaşamasam da o yolda iyi bir gelişme yakalamıştım, zorlu hedeflerin böyle güzel bir yanı vardır. Öte yandan kendi çıtamı çok yukarı taşıdığım için o dönemde üniversiteyi kazanmış değil kaybetmiş gibi hissediyordum, o sonuç benim hedefim için bir hayal kırıklığıydı. Ayrıca sınava hazırlanırken karşılaştığım problemler karşısında (bkz. denemelerin kötü geçmesi) kendimi kontrol edemeyip aşırı stres yapabiliyordum, bu da yine zorlu hedeflerin getirdiği süreç problemlerinden biridir. Sonuç itibariyle zorlu hedef belirlemek beni yukarı çekmiş fakat psikolojik olarak yıpratmıştı.

Diğer opsiyon olan kolay hedeflerle ilerlemek ise daha farklı bir sürece sahip. Üniversiteden mezun olduğumda kendimi pek çok açıdan eksik görüyordum, bunlar çok zor şeyler olmadığı için üzerinde durmadığım fakat bir şekilde halletmem gereken durumlardı. Bu düşünce kariyer planlamama da yansıdı. Yeni mezun olarak hedeflerim şu şekildeydi; bölümünle ilgili iş bul, üstüne yüksek lisans ekle ve sosyal faaliyetlere de devam ederek network gücünü devam ettir. Nitekim yüksek lisanstan önce iş buldum, üstüne freelance olarak başka bir iş daha ekledim ve sosyal hayatımı da devam ettirmek adına STK’larda yer almaya devam ettim. Bunlar güzeldi çünkü kolay olan bir şeyleri yaptıkça kendime olan güvenim artıyordu. Buradaki problem ise, hayat amacım haline gelen bir şey yoktu. O dönemlerde fark ettim ki benim mesleğim olan görev aynı zamanda hayat amacım haline gelmeliydi. Onunla ilgili zirveyi hedeflemeli ve her sabah uyandığımda o görevi yaptığım için mutlu olmalıydım. Kolay görevlerde bunu yapmanız zordur çünkü odaklandığınız şey onu tamamlamaktır. Bu nedenle kolay hedeflerle rahat bir dönem yaşıyor fakat kendimi eksik hissediyordum.

İki evreyi de yaşamış biri olarak gördüm ki, aslında ikisini de bir araya getirip sentezlemek gerekiyor. Çünkü sadece büyük hedefler belirlediğinizde o süreç size çok zor gelirken onu ufak hedeflerle birleştirerek kendinize motivasyon yaratabilirsiniz. Mesela sizin için hayat amacı, mühendislik alanında çığır açan bir teori geliştirmek olabilir. Bunun için yine çok çalışır ve bir şeyler üretmeye devam edersiniz fakat bu hedefinizin sizi maddi-manevi bunaltmaması için kolay hedefler de ekleyerek (o konuda ufak çaplı danışmanlıklar yapmak gibi) en azından hayatınızı devam ettirirsiniz. Böylece büyük hedefe giden yolda çok büyük psikolojik problemler ya da vazgeçme eğilimleri yaşamazsınız. Somut bir şeyler ürettikçe zaten büyük hedeflerin sizi nasıl yukarı çıkardığını da görebileceksiniz.

%d blogcu bunu beğendi: